Yaşı yetenlerin aklına, meyhane deyince günümüz meyhanelerinden fazlası gelir. Bu fazlalıkta Ermeni ustanın elinden çıkmış pilaki de vardır; şimdi tarihe karışmış topik de… Sohbeti bastırmayan tatlı bir müzikle tamamlanır bu farklı doku… Ve üstüne elbette, insanı evinde hissettiren meyhanecinin konukseverliği…
Beylerbeyi İskelesi’ne inen sokakta, içinde unutulmuş tatları ve muhabbetleri yaşatan İnciraltı Meyhanesi, İstanbul’un kendine özgü lezzetlerini tatmak, hayatın yoğun trafiğinden uzaklaşmak ve iyi bir muhabbet kıvamı tutturmak isteyenler için doğru bir adres.
Taksim’in kalabalığından uzak, stresten arınmış mekanda, lezzet bir serüven yolculuğuna dönüşüyor. Çoktan unutulmuş, evlerde yapımı terk edilmiş İstanbul’a has tatlar, İnciraltı’nın mutfağında her gün taze taze üretilerek konuklara sunuluyor. İstanbul mutfağının özel lezzetlerinden uskumru dolması, Ermeni sofralarının seçkin lezzeti dalak dolması, uskumru taratorunu burada bulmak mümkün… Yetmez diyorsanız, Osmanlı tariflerinden hazırlanmış özel yiyecekler de var. Papaz yahni, bir zamanlar saray doktorunun padişaha afrodizyak olarak hazırladığı balık turşusu, etli enginar kalbi, beyinli Beykoz kebabı, karidesli bonfile tadım için emrinizde… İnciraltı mezeleriyle ünlü bir mekan ve bu ününün hakkını da veriyor.
Beylerbeyi İskelesi’ne inen sokakta, erik, fındık, defne, incir ağaçları arasında İstanbul’un değişimine direnen iki katlı eski bir Rum evinde kurulan İnciraltı meyhanesi, adını arka bahçesindeki 60 yıllık incir ağacından alıyor. Bahçe, denizi görmese de, Ege sahillerinin tatlı havasını hatırlatan haliyle, denizi ve deniz kültürünü insanın içine taşıyor.  Mönüdeki mevsim balıkları günlük alınıp sofraya getiriliyor. Lakerda, torikten illa ki… Ve illa ki o yılın balığından…