İncir ağacının altında şımarın!

Açılalı altı ay olmasına rağmen müdavimleri oluştu, mutfağıyla fark attı bile… ‘Geleneksel İstanbul Meyhanesi’ tanımının da altını hakkıyla dolduruyorlar. Damak tadının peşinde koşanlar adını çoktan duymuş, belki de test etmişlerdir ‘İnciraltı Meyhanesi’nin… Beylerbeyi’nde, vapur iskelesine inen sokakta, 100 yıllık bir Rum evinde hizmet veriyorlar. Duvarlar gravürlerle dolu, kırmızı masa örtüleri, ahşap ağırlıklı dekorasyonuyla zaten girer girmez içini ısıtıyor insanın… Hani çoğu zaman bir şey tam ise öbürü eksiktir ya, burada öyle değil. O sıcacık ortamın hakkını veren güçlü bir mutfakları var.

KAHVALTILIKLARI DENEYİN!

Mutfakta kendilerini ‘İstanbul Mutfağı’ diye tarif ediyorlar ve gelen meze tepsisi 2 bin 500 yıllık ve bu çok kültürlü şehrin hakkını layıkıyla veriyor. Tepsideki mezeler Bizans’a kadar uzanıyor. Neler yok ki? Ermenisi, Yahudisi, Rum’u, Türk’ü hepsinden İstanbul lezzetleri… Topikti, muhammaraydı, humustu, dalak dolmaydı… Malzeme kalitesi üst seviyede, lezzetler aslına sadık ve güçlü… Her zamanki gibi kahvaltılıklar da, en iyi ürün neredeyse oradan geliyor. Önünüze gelen 15-20 çeşit kahvaltılıkta reçeller kendi yapımları, peynirler en az dört çeşit, balı, kaymağı… Ekmekleri de kendileri yapıyor. Bununla da bitmiyor, mutfaktan ardı ardına çıkan sıcacık börekler, ızgara sucuklar, peynirler birer birer tabağınıza konuyor.

Bir sorunuz mu var?